IPHaber
Son Yazılar

Güvenlik


"İstanbul'a gözümüz gibi bakıyoruz"

Temmuz 2, 2011 by admin in Güvenlik, Telekom with 0 Comments

Günümüzde teknolojinin insan yaşamına getirdikleri arasında MOBESE adı verilen görüntülü güvenlik sistemleri diğer teknolojik yeniliklerden farkılaşıyor. İşte artık adeta şehirlerle özdeşleşen MOBESE’nin yanına büyük birader, 1984, güvenlik kamerası, kontrol, takip ve hatta Echelon kavramlarını koyduğumuzda herkesin aklında tek bir soru yer ediyor: “Tamam, tüm bu önlemler benim daha güvenli bir dünyada yaşamamı sağlıyor olabilir. Ama ya kişisel hayatım, özgürlüğüm, mahremiyetim ne olacak?”

Kent güvenliği ve teknoloji

İnsanoğlunun güvenlik ihtiyacını ya da en azından şehirlerdeki güvenlik ihtiyacını yerleşik hayata geçtiği ana kadar götürmek mümkün. Bu dönemde oluşan köyler ve sonrasında şehirler, daha çok sayıda insanın daha dar alanlarda bir arada yaşaması güvenliği de birlikte yaşamanın önemli konularından biri haline getirdi.

Çok uzak değil, yakın geçmişte sokak aralarında düdükleriyle güvenliği sağlayan, suçlulara, “bakın biz buradayız, ayağınızı denk alın” diyen bekçilerin yerini üzeri ışıklı ovale yakın güvenlik sistemleri kutuları ile 360 derece görüş açısına sahip, yakınlaştırma yapabilen, gece çekimlerinde yüksek performanslı kameralar almış durumda. Artık bir kamera görmek için başımızı yürüdüğümüz cadde boyunca çevirip durmamıza da gerek yok. Çünkü o kameralar, artık her yerde, hatta neredeyse içimizde…

Azınlık Raporu ve potansiyel suçlu ilan edilmek

Güvenlik kameralarının gelebileceği noktayı ifade etmenin en kolay yolu DVD arşivinize Azınlık Raporu (Minority Report) filmini eklemek olsa gerek. Henüz kameraların bu denli fazla hayatımızı gözlemeye, gözetlemeye başlamadığı 2002 yılında Steven Spielberg’in yönetmenliğinde çekilen film, geleceği daha o günden çizerek bugünü, hatta geleceği tüm gerçekliğiyle karşımıza çıkarmıştı. Başrolünde Tom Cruise’un yer aldığı bu aksiyon dolu filmde, cinayetleri önceden tespit ederek olmasını engelleyen “Ön Suç Bürosu”nun hikayesini anlatıyordu. Sistemde sıradaki katil olarak kendisinin olduğunu farkeden Cruise, şehirde gizlenmeye çalışırken retina tarama özelliğine sahip kameralar onun bu kaçışını zorlaştırıyordu. Film, gerek kameraların hayatımıza olan etkisini gerekse potansiyel suçlu ilan edilmenin aslında ne kadar kolay olduğunu anlatmasıyla da önemli tartışmaların başlangıcına imza atmıştı.

Nedir bu MOBESE?

MOBESE ismi aslında genel adı kent bilgi ve güvenlik yönetim sistemi olan kamuya özel çözümün halk arasındaki adı. İstanbullular’ın 2005’te tanıştığı MOBESE sistemi, her geçen gün daha fazla, teknolojisi ve etkisi sürekli gelişen kamerayla yaygınlaşmaya devam ediyor. Şehrin yönetim sistemine entegre olarak çalışan bu kameralar, özellikle İstanbul Emniyeti tarafından suçluların takibi ve yakalanmasında kullanılıyor.

Elbette MOBESE’yi kullanan tek ilimiz İstanbul değil. Bugün Antalya’dan Adana’ya, Samsun’dan Diyarbakır’a, İzmir’den Van’a kadar pek çok ilde hatta bazı ilçelerde aktif olarak bu sistemden faydalanılıyor. Emniyet güçlerinin suçlu takibinde en önemli yardımcısı olan MOBESE kameraları aynı zamanda televizyon kanallarındaki haber bültenlerinde “kırmızı ışıkta geçti, kaza yaptı, yaptığı kaza MOBESE’ye yakalandı” başlıklarıyla ekranlarımızı süslüyor. İstanbul gibi büyük şehirlerde 1000’lerle, daha küçük illerde 100’lerle ifade edilen sayıda kamera şehri gözlemeye devam ediyor.

MOBESE kameralarının gerçek potansiyeliyle kullanılabilmesi için ciddi bir iletişim altyapısı da gerekiyor. Genelde direklere monte edilen kameraların veri aktarımını sorunsuz gerçekleştirilebilmesi için şehir yönetimlerinin önemli altyapı yatırımları yapması gerekiyor. Genel tercih kablolar aracılığıyla verinin aktarımı yönünde olurken Avustralya başta olmak üzere bazı ülkelerde Wi-Fi teknolojisi ile kablosuz görüntü aktarımı yöntemi de tercih edilebiliyor. Kablo maliyetini ortadan kaldıran bu sistemin verimli kullanılabilmesi için şehrin tamamının ya da en azından kameraların bulunduğu bölgelerin bir Wi-Fi şemsiyesiyle kapsanması gerekiyor. Yine aynı şekilde performansı her geçen gün artan 3G gibi mobil iletişim teknolojileri de yönetimler tarafından değerlendirilebilecek sistemler olarak konumlandırılabiliyor.

İstanbul’un kameraları

Kameralı hayatın bir diğer yanı ise Bilgi Çağı’nda bu ay ele aldığımız mahremiyetin sınırlarını zorlaması. Artık şehrin, örneğin İstanbul’un İstiklal Caddesi gibi kalabalık bir bölgesindeyseniz kör noktalardan ilerleyip kameralara gözükmeme şansınız pek yok. Eğer belediyenin, emniyetin kameraları uzağınızda sanıyorsanız İstiklal Caddesi’ndeki yüzlerce mağazanın güvenlik kameralarına ‘takılabileceğinizi’ söyleyebiliriz. Ki bu da, toplamda binlerce gözün attığınız her adımda sizi izlemesi anlamına geliyor.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün MOBESE sistemini tanıttığı mobese.gov.tr sitesindeki bilgilere göre şehir genelinde 1179 noktada 2769 sabit ve 124 hareketli olmak üzere toplamda 4011 kamera ile izleme yapıldığı belirtiliyor. Bu izleme noktalarının 283’ü kayıt yaparken 959’u ise görüntülerini canlı yayın mantığıyla Komuta Kontrol Merkezi’ne iletiyor. Ayrıca miting gibi çeşitli toplantı ve etkinliklerde, o bölgede konumlandırılan bir “MOBESE kamyonu” ile olay mahallinden görüntüler merkeze aktarılıyor.

İzleniyorsunuz, hem de uzaydan!..

Gelişen teknoloji, bir anlamda gelecekte kameralara da ihtiyaç duyulmadan izleme faaliyetlerinin yapılabileceğini ortaya koyuyor. Şehrin üstünde dolaşan insansız hava araçlarına monte edilmiş yüksek çözünürlüklü ve üstün yakınlaştırma kabiliyetine sahip kameraların hayatımıza girmesi için hiç de onyıllarca bekleyecekmişiz gibi görünmüyor. Azınlık Raporu filminin açtığı kameralarla izlenme yolunun bir benzeri Kartal Göz isimli filmde kendini gösteriyor. Azınlık Raporu’nun yönetmeni Steven Spielberg’in bu kez yapımcı koltuğunda yerini aldığı Kartal Göz, işte tam da bu hikayeyi güzel ve etkili bir kurguyla anlatıyor.

Ama izlemenin sınırlarını zorladığımızda kendimizi bulduğumuz yer ise ne şehrin caddeleri, meydanları ne de şehrin üstünde dolaşan kameralar. Bu konuda zirve, ABD’nin NSA adlı güvenlik teşkilatı tarafından yönetilen Echelon’da bulunuyor. Dünya üzerindeki tüm dijital iletişimi, yani e-postalar gibi tüm yazışmaları takip eden Echelon, bunu uzaydaki uydularını kullanarak gerçekleştiriyor. Bir süper bilgisayarın başrolde olduğu bu sistem, kitapseverlere hemen Dan Brown’un Dijital Kale isimli eserini anımsatacaktır.

Kamera, şehir üstü insansız araç ve uzaydaki uydulara ek olarak Google Earth ve benzeri servisleri de eklemek mümkün görünüyor. Herhangi bir kişisel bilgisayara kolaylıkla kurulabilen Google Earth, yukarıda saydıklarımızdan farklı olarak canlı yayın yapmıyor. Tabii özel kullanım maliyetini karşılayan bir şirket ya da kamu kurumu değilseniz…

Kamuya açık alan ve özel mülkiyet ayrımı

Başta MOBESE olarak anılan kent bilgi ve güvenlik yönetim sistemleri olmak üzere tüm bu servislerin kullanımında tamamiyle olmasa da kamuya açık alan – özel mülkiyet ayrımı yapıldığını söylemek mümkün. Ancak 360 derece görüş açısına sahip yüksek çözünürlükte kayıt yapan bir kamerayı şehirdeki bir elektrik direğine yerleştirdiğinizde, geçtiğimiz haftalarda haberleri süslediği gibi yakındaki evlerin içini dahi izlemek mümkün hale geliyor. Bu noktada da ister istemez o binada yaşayanlar 24 saat kendilerini birilerinin izlediği endişesiyle yaşamak zorunda kalıyor…

Bir zamanlar mahremiyet…

Sözlük anlamı kişisel gizlilik olan mahremiyet, yukarıda belirttiğimiz sebepler ve teknoloji nedeniyle eski gücünden uzakta bulunuyor. Bir zamanlar evin kapısının kapanması ya da perdelerin örtünmesi mahremiyeti sağlamak için yeterliyken, bugün, her daim sizi izleyen kameralar ve diğer teknolojiler bu önlemleri de yetersizleştirebiliyor. Pardon, Foursquare gibi lokasyon paylaşım servislerinin mahremiyete etkisi mi dediniz? O gönüllü olarak kullandığınız, isteğe bağlı bir servis. Ama kameralar belki şimdilik Azınlık Raporu’ndaki kadar gelişmiş olmasalar da 7 gün 24 saat sizi izliyor, üstelik izniniz olmadan…

Özetle; bugünün insanları mahremiyetlerini yeterince koruyabiliyor mu? Kısmen de olsa evet, ancak yakın gelecekte bu korumanın işlerliğini sürdürme ihtimali bir hayli zayıf görünüyor…

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Kapat